

Bağlantılarım
*
*
Kategoriler
|
<CENTER><font color="#FF030D"><b><br> &l
Deniz, durgun göl gibi gitgide genişliyor Sular kayalıklarda nur'dan izler işliyor, Engine sarkan gökler, baştan başa yıldızlı.. Şimdi göğsümde kalbim, çarpıyor hızlı hızlı.
Göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya Dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya. Bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor, Durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor.
Yakın olayım diye bu gökten gelen ize Öyle eğilmişim ki, kayalardan denize Alnımdan düşen saçlar yorulmuş suya değdi Baktım geniş ufuklar başımın üstündeydi.
Bilemem nasıl oldu, geldi ki öyle bir an Yenilmez bir haz duyup denize atılmaktan Kurtulmak ne kolaymış faniliğimden dedim Doğruldum atılırken bir dakika titredim.
Bir dakika sonsuzluk doldu, taştı gönlümden Bir dakika, bir ömrü kurtarmıştı ölümden.
Nazım Hikmet Ran
|
Tarih: 21:34, 24/12/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
<font color="#FF030D"><b><br> <font size="4
Ne zaman ayrılık saati gelse En vazgeçilmez yerinde yaşamın Duysak ayak seslerini akşamın Ve sokaklardan elayak çekilse Bir ürpertiyle duyarım o zaman Seni çağıran sesi uzaklardan
Ne zaman ayrılık saati gelse Bir gariplik çöker içime birden Kalan tek anı gibi bir devirden Durmadan çalınır o gamlı beste Sanki bilir dem hazin öykümüzü Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü
Ne zaman ayrılık saati gelse Bir çaresizliğe anlatır gibi Birden değişir gözlerinin rengi Mavi solar, koyulaşır yeşilse Sarınca ruhunu eski bir hüzün Uçar gider pembeliği yüzünün
Ne zaman ayrılık saati gelse Uzatsan özlemle dudaklarını Tüm ağaçlar döker yapraklarını Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe Sadece uğultusu o rüzgarın Ve bir umut kırıntısı: Belki yarın
Ne zaman ayrılık saati gelse Bir fırtına çıkmaşcasına, büyük İçimdeki güllerin boynu bükük Bir zaman kalakalırım öylece Neden sonra gittiğini anlarım İçimde güller ağlar, ben ağlarım...
Ümit Yaşar Oğuzcan
Şiiri gönderen kişi: Bünyamin Akyüz
Şiir Demeti
|
Tarih: 19:44, 12/12/2006 |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
<font color="#FF030D"><b><br> <font size="4
Rüzgârına değdi saçlarım, Ellerin sıcacıktı, beyazdı, bembeyaz… Sen bir şarkının hür ve mağrurduruşuydun; Bense, senin göğünde asılı kalmaya hevesli bir yıldız… Gözlerimde Atilla İlhan’ın mısralarını taşıyordum, Kalbimde baharın ayak izleri… Dudaklarımda Leyla’nın, Aslı’nın sözleri… Asırlık karlı dağların üstüne, Güneş gibi doğmak için çırpınıyordum.
Yorgundum biraz, Kanatlarım da kırıktı; yaralıydım da. Omuzlarıma kaç serseri aşkın eli değmişti kim bilir? Kaç yürek ömrümü çizip de geçmişti? Seni bilmiyordum o zaman; Rüzgârın değmemişti saçlarıma henüz; Henüz dalgaların vurmamıştı sahilime. Ya şimdi? Ne vakittir geceleri, Bu cehennem karası gecelerde yani, Bir sûret, bir aydınlık kahkaha çakılı kalmamıştı aklımın sol yanına. Aşka hasrettim; Bak niceden sonra, elimde kalemim, gözlerimde ülkemin çocukları, Aklımda ilk merhabanın buğulu tadı… Yazıyorum.
Yağmurun içimden geçti, Gülüşün, kirpiklerime değdi. Özveri kokuyordu her zerren, İstanbul kanat çırpıyordu; sanki dizlerini çözüp Haliç, Koşuyordu çıldırasıya, koşuyordu. Gözlerinde uysal bir deniz… Baharı muştuluyordu vapur düdükleri; Aramızdan martılar geçiyordu sessiz sessiz. Tanıdıktı çığlıkları, Özgürlük müydü içimde kımıldanan şey? Aşk mıydı ellerime bulaşan yoksa? Nicedir, kâğıt kalem elimde, Düşmemiştim böyle yollara.
Rüz^garın saçlarımda şimdi, Yağmurunu içimde taşıyorum. Gözlerimde Atilla İlhan’ın dizeleri, Seni düşünüyorum.
Kapındayım işte, Ardımda bıraktım kırıklıklıklarımı, yaşanmış izbe hikâyeler sandığımda kaldı. Sana, yeni bir yüzle, Ak ve duru bir sesle, Ve Leyla’nın, Aslı’nın yüreğiyle geldim. Yüreğinde bana yer var mı? Bu aşk bizi, sonsuzluk diyarının kıyılarına atar mı?
Rüzgârın değdi bir kere saçlarıma, Artık masal kokuyorum. İçimden geçti bir kere yağmurun, Nasıl sensiz yarın olurum? Gönderme beni kıyılarından, Bırak yazayım içime sığmayan bu çocukluğu, Bırak, gözlerim gözlerinde doğsun yeniden, Bırak sızsın baharın gülüşlerime, bırak… Nasıl olsa, sensiz bir sancılı ölüm yaşamak. Şimdi, sen uysal bir kentsin ülkemin kucağında, Ağlama; bu ikimizin öyküsü. Ben, sana yazıyorum, seni yazıyorum bu çığlık rengi sokaklara, Senin adını söyledikçe, güçleniyorum. Ve biliyor musun, ama nerden bileceksin ki… Seni düşündükçe, ellerim beyazlıyor, Gözlerimdeki çivi, hani paslı tutsak olan, Yeni yaşamlara kucak açıyor.
İçimdeki ışık sönmesin diye, Gözlerine ömrümü hapsediyorum. Rüzgârın saçıma değdi bir kere, İçimde yağmurun, Seni seviyorum.
30.11.2006 Hasibe Gezgin
|
Tarih: 22:35, 30/11/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
<font color="#FF030D"><b><br> <font size="4
Bir eski zaman şarkısı plakta, Şişede gece. Duvarda şehrin kalbi atıyor. Dizlerim mısralara takılıp kanıyor. Girdapların en asili bu. Sanma ki, göğsüm yaralı diye, Tırnaklarım eskiyor diye, ıslık çalmayı unuturum. Evet sol yanımda hasretin var; hasretin ki… dayanılır gibi değil! Ama gözlerin, gözlerin… Bir eski zaman şiiri gibi, bunu bil.
Ay ışığı masamda, Sözlerini saklıyorum en sevdiğim kitabın arasında. Atmaya kıyamadım en sevdiğin kalemi, Bir gölge gibi odamda, iliklerimde çocukluğun. Şişede mehtap… Şarkımız sarıp sarmalıyor gecemi; Geceyi soluyorum, Gece içime akıyor. Ben, gece kokuyorum. Sen bilmezsin bu kokuyu, Bilmezsin gecenin insanı eskiten, çürüten tortusunu. Omuzlarım felç oldu; yalnızım ama… Stem ettiğimi sanma. Seni özlüyorum özlemesine de… Gözlerini katık edip özlemime; yudum yudum içiyorum nefesini nefes diye.
Gecenin elleri soğuk, Yürek en derinlere kadar ışığa hasret! Yoksun ki… Aramızda dağlar var ve geçilmez sarp yollar… Bir eski zaman şarkısı plakta, Ve sicim sicim yağan bir yağmur dışarıda, Şehir biçare, öylesine mahçup! Öylesine kendince, öylesine mâlûp. Gitarın kanepede, Gözlerin son hazan yaprağı gibi içimde. Bilsen, içimden neler geçiyor. Ben deliyim; delilik benim işim.
Ufukta serseri bir güneş, Alıp başını gitmek ister gibi kuşlar. Bir ezgi var, tanıdık bir gezgi… beni içine çekiyor, Sanki ellerin, geceme sokuluyor. Gitmedin mi yoksa? Gülüşünün kokusu yakınlardan geliyor.
Gün bitti; güller eridi hırsından. Duvarda titrek mum alevleri… Palkta bir eski zaman ezgisi, Gece şişede. Gece içimde. Ben gecenin içinde. Alnımda terin, Dilimde ismin, Seni öğreniyorum sil baştan. Nerede doğmuştun mesela, Hangi şiiri severdin? Gece dokunurdu değil mi sana? Gecenin yüreğine seslenemezdin. Karanlık gebe diye puslu sabahlara, Alıp başını erkenden gittin. Üşümek denmez de buna, Gözlerin iyi gelecek galiba ürkek akşamlarıma.
Bir eski zaman şarkısı plakta, Kelimeler yaralı. Sanma ağır geliyor bu hasret bana, Rafa kaldırmadım senli anları. Seni yaşıyorum, yaşatıyorum. Odamdaki her şeyde senin izlerin. Gittiğin gün, hani kalbini koyup da masanın üstüne, “Ah şu gitmeler olmasa!...” diye iç geçirmiştin Hatırladın mı? Ellerim, çocuk elleri gibi küçülmüştü birden. Gözlerime bir eylül sokulup, Esmer yüreğiyle yüreğime dokunmuştu. Ah şu kalmalar olmasa… Bozgunlardayım bu ara. Şikâyetçi değilim de… Bir tutamcık, bir zerrecik sen olsa, ah olsa… Suskunluğundu anlam katan varlığıma.
Plakta sen çalıyorsun, Senli bir akşam mısraların göbeğinde öylesine duruyor işte! Gitarın kanepede, Kalemin masada… EEE… daha ne olsun? Bir eski zaman masalı bu yaşanan şey de. Sen, ben… Bir eski zaman masalının içinde. 30.11.2006
Hasibe Gezgin
|
Tarih: 20:54, 30/11/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
<font color="#FF030D"><b><br> <font size="4
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.Hem dışındadır dünyanın,hem de ortasında.Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır,yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da.Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...
Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili...
Cezmi ERSÖZ
|
Tarih: 19:40, 29/11/2006 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|